Gerçek Hayat Dergisi Yazarı Ümmühan Atak'ın bir maruzatını sizlere iletmek istedim. Maruzatın ayrıntıları bu haftaki yazısında, yazı da aşağıda, dikkate alır katılırsanız sevinirim. Şimdiden teşekkürler... (msy) ÜÇ VAKİT (1)
Ramazan ayı geliyor ve bu hafta söyleyeceklerim Ramazan’la ilintilendirilebilir. Fakat benim diyeceklerim Ramazan ayıyla alakalı değil. Bundan tam dört yıl önce başlayan bir hikaye. Size o hikayeyi anlatacağım fakat önce sizden birkaç şey isteyeceğim.Lütfen, bu hafta içinde, şehrinizin en büyük camiine gidin. Veya bir Selâtin camiine. İstanbul’daysanız işiniz kolay; Fatih Camii, Süleymaniye Camii, Sultanahmet Camii, Eyüp Camii… Bursa’daysanız Ulu Camii, Edirne’deyseniz Selimiye Camii, Erzurum’daysanız Lalapaşa Camii… Gidin ve avlusundan içeri girer girmez bir soluklanın. Minaresinin çevresinde uçuşan kuşları kollayın. Bu caminin kedileri mi çok, çevredeki diğer camilerin mi, bakın. Vakit namazlardan birine denk gelmediyseniz, etraf sakin olacaktır. Veya tam tersidir; turistlerle kaynıyordur. Bu önemli değil. Siz şadırvana yönelin.
Abdestiniz olsa bile, tazeleyin. Bu önemli. Abdest önemli. Erkekseniz şadırvanda, hanımsanız sizin için tahsis edilmiş lavabolarda abdestinizi alın. Tazelendiniz mi? Şimdi çıkın ve yeniden camiye yönelin. Muhtemelen müezzin, Kur’an okuyordur ve etrafında dinleyen birkaç kişi vardır. Durup nefeslenmek için iyi bir fırsat bu. Bir müddet sonra kıbleye yönelin.
Ve artık gerisini ben söylemeyeyim.
Sadece bu değil sizden istediğim. Bu hafta içinde bir başka vakitte, bu kez şehrinizin daha küçük bir camiine gidin. Yanınızda bir iki arkadaşınız da olabilir. Hatta öncekinde de olabilirdi. Ezanın okunmasına daha varsa, biraz bekleyin. Aceleniz varsa kolları sıvayın. Yine abdest alacaksınız. Yine şadırvanda ya da lavaboda. Sizin için hangisi uygunsa artık. Bundan sonrası öncekiyle aynı; abdestiniz olsa bile tazeleyin. Bu önemli.
Ve üçüncü isteğim sizden; bu hafta içinde bir başka vakitte, bu kez mahallenizin en küçük camiine gidin. Erkekseniz, imam efendiyle, müezzinle tanışıyor olmalısınız. Sizi ‘sadece Cuma namazında görmeye alışık’ iseler şaşıracaklardır. Bazı şaşkınlıklar iyidir. Onlarla birkaç dakika sohbet ettikten sonra şadırvana yönelin. Şadırvan yoksa lavaboya… Ve bundan sonrası da aynı. Fakat abdesti atlamayın. Çünkü bu önemli. Tazelenmiş bir abdestle camiye yeniden yönelmenin huzurunu hissedebiliyorsanız ne mutlu size. Eğer hanımsanız, muhtemelen imamla ve müezzinle tanışıyor olsanız bile çok fazla sohbet etmek istemeyeceksiniz. Mümkündür. Zaten önemli olan burada, iki Diyanet görevlisiyle diyalog halinde olup olmadığınız değil. Burada sizin için de önemli olan abdest. Abdest alın. Lavaboda. Lavaboya girin ve kısa sürede abdestinizi tazeleyin. Ve evet, diğerleri aynı. Kıbleye kadar olanları ve sonrası… Aynı.
Hepsi hepsi bu kadar. Üç vakit istedim sizden. Üstelik sevabı bana değil, size. Üç vakit; biri şehrinizin en büyük camiinde, diğeri biraz daha küçük olanında ve sonuncusu mahallenizdekinde… Evinizin bir köşesinde veya işyerlerinizin, okullarınızın mescidlerinde değil de, camilerin ta kendisinde.
Bundan sonrası mı? Bundan sonrası için sizden isteğim, bana da anlatın; gördüklerinizi, hissettiklerinizi, görüp de görmek istemediklerinizi ve görmek isteyip de göremediklerinizi… Camilerle ilgili derin bir araştırma yapıyor değilim. ‘Cemaatin cami algısı’ üzerine bir tez hazırlıyor da değilim. Başka bir sebebi var. Dört yıl önce başlayan hikayenin ta kendisi bu zaten. Gerekli olan, namaz kılmak yahut sadece dinlenmek için ziyaret ettiğiniz camilere gidip dönene kadar yaşadıklarınızdan aklınızda kalanlar… Uzun uzun yazmanıza gerek yok. Madde madde de olabilir. Veya hazır eliniz değmişken, kedilerden ve kedilere ekmek uzatan çocuklardan da bahsedersiniz. Ezan okunurken ruhunuza dolan huzuru tarif etmek için sayfalarca yazasınız gelir, yazarsınız. Ben okurum. Yeter ki siz, ‘aklınızda kalanları’ yazın. İster evinize dönüp de bir kağıt kalem bulunca, ister hemen oracıkta. Benim gibi unutkansanız, ikincisini tercih edeceğinizi düşünüyorum. Hazır eliniz değmişken bir camiye yaklaşabildiğiniz kadar yaklaşmış olacaksınız. Anlattıklarınıza bakarak, dört yıl önce başlayan hikayenin bugün de hala aynı tazelikte ve sizin nazarınızda sürüp sürmediğini göreceğim. Bu önemli. İnanın.
Hikaye mi? O, dört yıl önce başlamıştı. Bir arkadaş sohbetinde anlatılanların arasından cımbızla çekip almıştım. Dört yıl boyunca biriktirdiğim ‘mühim’ bir detayı sizin de görüp görmediğinizi anlamak istiyorum şimdi. O yüzden yazacaklarınız önemli. O yüzden, cidden ve gerçekten, en az üç vakit namazınızı, camilerde geçirmeniz önemli. Abdest tazelemeniz önemli.
Hikaye mi? Onu detaylarıyla size haftaya anlatmak istiyorum. Fakat önce sizinkiler… Şimdiden teşekkür ederim.
ÜMMÜHAN ATAK / GERÇEK HAYAT
![]() |
| Ümmühan Atak |



0 yorum:
Yorum Gönder